Fotoğraf Gerçeklikle Yüz Yüze Gelmenin Başka Bir Yoludur / Marketta Luskacova

Marketta Luskacova, Slovakya köylerini, Londra’nın yoksul pazarlarını, marjinal insanları fotoğraflamasıyla çağının en iyi sosyal fotoğrafçılarından biri olarak tanındı. 1963’te Levoca şehrine seyahat eden bir grup hacının peşine düşerek onların kültürel ve dini geleneklerini belgelemeye karar vermesi, onun için bir dönüm noktasıydı. Yok edilme tehlikesi altında olan bu dini geleneği ölümsüzleştirmesi gerekiyordu. ( Çek dilinde fotoğrafçılığın tanımlarından biri de ‘zvecnit’tir. Bu da kelimenin tam anlamıyla bir şeyin ‘ölümsüzleştirilmesi’ anlamına gelmektedir) Sovyet Rusya’nın egemenliği altına giren bölgede, bu tür dini gelenekler gerici unsur sayıldığı için hacılar ya sürgüne gönderiliyordu ya da ağır işlerde çalıştırılıyorlardı.

“Komünist Çekoslovakya’da her türlü iman ifadesi resmi Marksist ideolojiye karşıydı ve ezildi. Çocukluğumda komünistler gece manastırlara baskın düzenleyerek rahibeleri ve rahipleri tutukladılar. Hapis cezalarını sağlıklarını yok eden uranyum madenlerinde çalışarak geçirdiler. Dinini yaşamak isteyen insanlar “gerici unsurlar” olarak adlandırılıyordu. Bunlar genellikle üniversite mezunu olsalar bile sadece vasıfsız işçi olarak çalışabiliyorlardı. Çocukları  eğitimden yoksun bırakıldı, “istenmeyen gerici öğeler” olarak etiketlendi. Fotoğraflarım sadece dinini yaşayan insanları değil, insanlığın bütünlüğüne tanıklık ediyor.”

Sanatçının dini imgeler üzerinden yoğunlaştığı görülse de, kendi alanı olan kültür sosyolojisi içerisinde;  köylüleri, evsiz insanları, kadınları, çocukları, sokak müzisyenlerini ve seyyar satıcıları dışavurumcu bir üslupla yansıttığı görülür. İnsanları alt kültür öğesi olarak ayırmak yerine, evrensel nitelikler içerisinde bir birey olarak aktarır. Fotoğraflarında daima; merhamet, hoşgörü, dürüstlük, dayanışma gibi temel insani değerler ön plandadır.

“Josef Koudelka’dan iyi bir fotoğraf çekmenin ne kadar sürdüğünü öğrendim. Genellikle uzun bir süre tek bir yerde kalıyorum ya da saatlerce, günlerce belki de yıllarca yürüyorum.  Deklanşöre basarken özellikle yüceltilmiş bir ruh halinde kendimi bulmak çok güzel.   Fotoğraf hatırlamak için harika bir araçtır.”

 “Konuları seçmemin tipik bir yolu yok. Bazen bir olayın, beni karşı konulmaz bir şekilde kendine çektiğini hissediyorum. Bazen bir tema diğerine yol açar veya gelişir. Örneğin, Slovakya’daki hacıların fotoğrafını çekerken, Sumiac dağ köyünden gelen çok farklı hacı grubunu fark ettim. Onları ziyaret etmeye gittiğimde, bir dağ köyü bir şekilde konuyu devraldı ve önümüzdeki yedi yıl boyunca o köyü fotoğrafladım. “

 

Sevil Ateş

MSGSÜ Sanat Tarihi bölümü mezunu.
Kültür sanat editörlüğü ve yazarlığı yapıyor. Tiyatro ve performatif sanatlar ile uğraşıyor.
Sanat Karavanı Yazarı.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.