Herkes Kendi Trajedisinin Kurbanıdır / Béla Tarr

İletişimsizliğin, kendi içinde yok oluşun anlatıldığı bir Béla Tarr filmi Londra’dan Gelen Adam.  Georges Simenon’un romanından uyarlanan film, Dieppe limanında bir gözetleme kulesinde tren yolu trafiğini yöneten Maloin’ in; iki adamın bir valiz uğruna kavgaya tutuşmasına tanıklık etmesiyle başlar. Bu tanıklık, aynı zamanda bireyleri yıkıma götürecek sonun başlangıcıdır. Tarr filmlerinde, hikâyenin başlangıcı önemli değildir, önemli olan kişiyi bekleyen kaçınılmaz sondur.

Karanlık gecede devam eden kavgada adamlardan biri valiziyle birlikte diğerini suya atar. Adam suda kaybolurken diğeri oradan uzaklaşır. Maloin ise olayın olduğu bölgeye doğru gider, valizi sudan çıkarır ve kulesine döner.   Valizi açan Maloin, büyük miktarda parayla karşılaşır. Çoğunlukla yoksul sınıfın anlatıldığı Tarr filmlerinde, para olgusu belli bir düzenin değiştirici unsuru gibi görülse de; düzen her zaman daha baskın gelip kişiyi yıkıma sürükler. Film boyunca asıl sorunu yaratan, paradan ziyade bireyler arasına sinmiş iletişimsizliktir. Bireyler hiçbir zaman sorunlarının çözümüne dair bir konuşma yapmaz, herkes birbiri üzerinde hüküm kurma adına diğerine acı çektirir.

Diğer Tarr filmlerine oranla, “Londra’dan Gelen Adam” sanatsal ifadelerin en yoğun oluğu filmdir. Geometrik minimalizmin etkin olduğu filmde küçük-dar, yoksul evler yine ön plandadır. Anlatı olabildiğine yavaşlatılmış ve çekim süreleri öncekilere göre daha da uzatılmıştır. Böylelikle derin kontrastlarla oluşturulan gergin bir hava, filmin bütün atmosferine siner.

Maloin, aldığı paranın etkisiyle huzursuzdur. Eşiyle sonu gelmez tartışmaların içerisindedir. Belki de parayla tek yaptığı kızına pahalı bir kürk almasıdır. Bu süre zarfında, adının Brown olduğunu öğrendiğimiz (limanda kavgaya tutuşan adam) kişi sürekli Maloin’i takip eder.  Maloin bu durumun farkında olsa da hiçbir tepki vermez. Günlerce karşılaşırlar, yüz yüze dururlar, ancak hiçbir konuşma gerçekleşmez. Aralarındaki iletişimsizlik gerilimin ana hattını oluşturur.

Yoğun ışıklandırma ile güçlenen dışavurumcu biçem, yavaş anlatımın etkisiyle daha da kuvvetli bir hal alır. Nitekim Londara’dan gelen bir müfettiş olayları çözmeye başlar. Brown’un da parayı başkasından çaldığı öğrenilir. İki yoksul adamın kaderlerini değiştireceğini düşündükleri para, onların hayatını daha da kötüleştirir. Brown ile Maloin bir kulübede karşılaşır ve boğuşurlar. Brown ölür. Müfettiş parayı alır, hiçbir şey olmamış gibi Maloin’e bir miktar para verir ve olayı unutmasını söyler. Kısacası; ruhsal açıdan parçalanmış bireyler, düzenin içerisinde perişanca yenilirler.

Béla Tarr sinemasında yüzler tıpkı Bergman’da olduğu gibi önemlidir. İfade her zaman diyaloğun önüne geçer. Bu nedenle yüzler daima yakın plan çekimler eşliğinde verilir. Yönetmen karakterle araya mesafe konulması için, olayı basite indirgeyerek, dramsızlaştırmaya başvurmuştur.

 

Sevil Ateş

MSGSÜ Sanat Tarihi bölümü mezunu.
Kültür sanat editörlüğü ve yazarlığı yapıyor. Tiyatro ve performatif sanatlar ile uğraşıyor.
Sanat Karavanı Yazarı.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.