Hissetmek Esastır Anlamak Sonra Gelir / Bergman

Mesleki kariyerini her şeyden üstün tutan bir piyano sanatçısının kızıyla yaşadığı içsel hesaplaşmayı anlatan; sevgisizliğin, hırsın, bencilliğin yol açtığı mutsuzluğun sorgulandığı bir Bergman filmi Güz Sonatı.

Benim filmlerin daima gerilimlerden, özel durumlardan, değişen koşullardan doğar. (Sinematografi İnsan Yüzüdür s.93)

Film, yedi yıldır kızı Eva’yla görüşmeyen Charlotte’nin ziyaretiyle başlar. İki zıt karakterin işlendiği filmde; Charlotte mantığı, idealizmi ve güçlü bir karakteri simgelerken;  Eva ise annesinin aksine daha duygusal ve daha kırılgan bir yapıdadır. Tek mekanda geçen film, karakterlerin birbirleriyle yüzleşmeleri adına tüm imkanları sağlar. Kapılar aralanır, göz göze gelinir, yapay gülümsemeler baş gösterir. Aralanan kapılar kapanır ve herkes içindeki nefretin tutsağı olur.

Kapının büyüleyici bir özelliği var. Kapı, sizi başka insanlardan ayırır, ya da siz kapıyı açıp onları içeri alabilirsiniz. ( Sinematografi İnsan Yüzüdür s.115)

Filmin ilk sekanslarında dikkat çeken başka bir ayrıntı ise Eva’nın sevgisiz büyümesiyle birlikte baş gösteren sevememe durumudur. Çocukluğunda anneye duyulan arzu ve reddedilme onu sevme yetisinden alı koymuştur. Evlidir ancak, eşine karşı sevgisizdir. Ona beslediği minnet duygusundan başka bir şey değildir.

“Eğer biri beni olduğum gibi severse sonunda kendime bakmaya cesaret edebilirim belki.”

Eva her ne kadar annesine karşı kızgın olsa da bir taraftan da ona hayrandır. Annesinin piyano çalışına, özgüvenine hayranlık besler.  Annesinin her hareketini dikkatle inceler. Anne onun öznesidir, bir taraftan onunla özdeşleşmek ister bir taraftan da onu reddeder, acı çeker. Bergman kendi çocukluğunun izlerini filmlerinde hissettirir. Çoğu filminde aile ilişkileri kopuk,  içsel bir hesaplaşma içerisinde olan karakterler işlenir. Diyaloğun az olduğu, sevginin sınırlı olduğu bir ailede yetişen Bergman için bu durumu işleyiş kuşkusuz kendisiyle hesaplaşmasının bir yoludur.

“Annemle, babamla birlikte yaşıyorduk fakat hiçbir ilişkim yoktu. Sanırım, kreşte büyütülmüş olsaydım, bugün daha mutlu olurdum, kesinlikle daha mutlu bir çocukluk yaşardım” (Sinematografi İnsan Yüzüdür  s.151)

Charlotte kendi geçmişinin esaretinden uzaklaşmak ister, hatta engelli kızını görmek istemez, onu yok sayar. Annelik duygusundan uzaktır ve kendi hayatını şekillendirmek ister. Hala kendi benliğini bulma çabasındadır, bu yüzden yarımdır, kendisinden bile uzaktadır.

“Bu kadar ümitsizce neyin hasretini çekiyordum ki… Anne, babam bana hiç elini uzatmazdı. Ne şefkat ne de ceza için. Sevgiyle ilgili ne varsa tamamıyla habersizdim. Şefkat, dokunma, mahremiyet samimiyet. Duygularımı göstermemin tek yolu müzikti.  Bazı insanlar sevme konusunda daha mı yetenekli oluyor? Yada bazı insanlar yaşamak yerine sadece var mı oluyorlar?

Hesaplaşmanın olduğu sahnelerde Bergman için hikayenin anlatıcısı olan yüzler ön plandadır. İfadeler, odaklanılan gözler aracılığıyla daha da güçlenir. Herkes kendi duygularının girdabında adeta sanrılar geçirir. Ben ile öteki benin sarsıcı ilişkisi tüm şiddetiyle ön plandadır. Birbirine itiraflarda bulunulur, nefret açığa çıkar, ancak kimse içindeki boşluğu doldurmaz.

Birine bakmak, onun derisinin, gözlerinin nasıl değiştiğini görmek, kaslarının –dudaklar- sürekli değişimini izlemek benim gözümde daime bir dramadır. (Sinematografi İnsan yüzüdür s.197)

Bilinçaltının, benliğin inşasının işlendiği Güz Sonatı, filmin kasvetine uygun olacak şekilde sonbaharda çekilmiştir. Yitip giden zamanda birbirinden uzak, acı çeken bedenler kendi dehlizlerinde kaybolur. Umutsuzluğun, hayal kırıklığının ve sevgi eksikliğinin çıkmazında asıl yüzleşme iki kişi arasında değil, varlık ve hiçlik arasında, kişinin kendi benliğindedir.

“Gerçekliği algılamak bir yetenek işidir. Çoğu insanda bu yetenek yoktur. Belki böylesi daha iyidir.”

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.