Neye, Ne Kadar Bağımlıyız: Bir Rüya İçin Ağıt

“Bu gerçek değil. Hem, gerçek olsa da sorun değil… Her şey düzelecek göreceksin. Sonu güzel bitecek.”

Bağımlılık, sadece uyuşturucu ile bağdaştırılan bir olgu. Peki, gerçekten de böyle mi? Bir şeye bağımlı olmak… Bir kadına, bir erkeğe… Ya da bir televizyon programına, bir ünlüye, dizilere, filmlere, her gün ve neredeyse her saat sosyal medyaya… Günümüzü nelerle geçiriyoruz ve bağımlılıklarımızın farkında mıyız?

“Requiem for a Dream” yani “Bir Rüya İçin Ağıt” 2000 yılı yapımı bir Darren Aronofsky filmi. Biraz düşündürücü, biraz farkındalık yaratan… Film bittikten sonra en az 5 dakika boş ekrana bakacağınız bir yapıt. Duyduğunuzda ben bunu biliyorum diyeceğiniz filmin müziği ise Clint Mansell’e ait. Başrollerde Jared Leto, Jennifer Connelly ve Ellen Burstyn yer alıyor. Ellen yani Sara Goldfarb eşi vefat etmiş ve oğluyla yaşayan bir annedir. Oğlu, Jare Leto yani Harry uyuşturucu bağımlısı bir gençtir. Eşinin ölümü Sara’yı oldukça etkilemiştir. Ne evle ne kendisiyle ne de oğluyla ilgilenebilir bir durumdadır. Neredeyse tek yaptığı bağımlısı olduğu bir televizyon programını seyretmektir. Ve ne şanstır ki Sara o programa katılmaya hak kazanır. Fakat bir sorun vardır. Ödül olan kırmızı elbise…

Sara dağılmış ve hayatta bir amacı kalmamışken kendine bir amaç edinir: o kırmızı elbisenin içine girebilmek. Bunun için hemen kendine diyet hapları sipariş eder. Ve bize şu mesajı verir: “Ben artık önemliyim. Herkes beni seviyor. Yakında milyonlarca kişi beni görecek ve benden hoşlanacak. Onlara senden ve babandan bahsedeceğim. Bize nasıl iyi davrandığını. Hatırladın mı? Bu, sabahları uyanmak için iyi bir sebep. Kırmızı elbiseye girmem için, kilo vermem için bir sebep. Gülümsemem için bir sebep. Yarını çok güzel gösteriyor. Elimde ne var? Neden yatağı yapıp bulaşıkları yıkayayım? Yapıyorum ama neden yapayım? Yalnızım. Baban gitti, sen de gittin. Bakacak kimsem kalmadı. Elimde ne var?”

Sara’nın mücadelesi başlarken bu sırada oğlu Harry’nin de tek bir amacı vardır: daha fazla uyuşturucu. Harry bu sayede Marion ile tanışır. Büyük ve etkili bir aşkla birbirlerine bağlanırlar ve daha fazla uyuşturucu için birlikte savaşırlar. İzlerken aşklarına gerçekten inandığınız bir hayalin içinde sürüklenirler. Anne Sara kullandığı hapların etkisiyle korkunç halüsinasyonlar görmeye başlar ve tam anlamıyla delirir. Marion ise uyuşturucu satın alabilmek için bedeninden, Harry de kendinden ödün verir. Kahramanlarımız var olma mücadelesi verirken aslında yok olurlar.

Filmi izledikten sonra ise bize düşen tek bir görev kalıyor: kendimize bakmak. Sabah kalktığınızda ilk işiniz telefonunuzu elinize mi almak yoksa perdeyi çekip, pencereyi aralayıp güneşe mi sarılmak? Televizyon izlerken biri yanınıza geldiğinde programınızı ya da dizinizi bir kenara bırak mı yoksa gözlerinizi ekrandan hiç ayırmadan o kişiyi görmemezlikten mi gelmek? Bir oyuncuyu, sanatçıyı ya da politikacıyı ölümüne ve gözü kapalı desteklemek mi yoksa onu hatalarının farkında olarak mı desteklemek? Sırf favori yarışmacınıza oy atmak için burs paranızı yatırmak mı yoksa paranızı amacı için kullanmak mı?

Şimdi kendimize şu soruyu sormanızın tam zamanı değil mi? Bağımlılıklarımız ve biz. Kontrol kimin elinde?

Fragman

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.