Şu an Okuyorsun
Osmanlı’da Batı Tiyatrosunun Tarihi ve Gelişimi

Osmanlı’da Batı Tiyatrosunun Tarihi ve Gelişimi

Osmanlı Devleti’nin Batılılaşma sürecinin başlangıcı, Tanzimat Fermanı’na tarihlense de sürecin bundan çok daha önce başladığını görmekteyiz. Tanzimat’tan önce askeriye, giyim-kuşam, mimari vb. alanlarda başlayan Batılılaşma sürecinin, tiyatroya da yansıması kaçınılmaz olmuştur.

Osmanlı’da modernleşme sürecinden önce Geleneksel Türk Tiyatrosu olarak adlandırdığımız; orta oyunu, meddahlık ve Karagöz oyunları halk arasında sergileniyordu. Değişimin ayak sesleri ile birlikte de Batılı anlamda tiyatro, ülkede yer bulmaya başladı. Biz de oldukça geniş bir çerçevede bu değişimi inceleyeceğiz.

Bakalım, Osmanlı tiyatrosu nasıl bir evrimden geçti?:

1. Tanzimat Öncesinde Batı Tiyatrosu

XVI. yüzyılda Fransızlar, Hollandalılar ve İngilizler Osmanlı başkentinde açtıkları elçiliklerle küçük koloniler meydana getirmişlerdi. İtalyanlar ise daha önceden Bizans döneminde Osmanlı topraklarına yerleşmişlerdi ve kültürel faaliyetler düzenliyorlardı. 1524’te Osmanlı başkentindeki Floransalıların ve Venediklilerin düzenledikleri şenliğe, bazı Türk davetliler de katılmışlardı. Begoglu (Beyoğlu) diye anılan Alvise Gritti’nin evinden başlayan şenlikte bir balo düzenlenip dans edilmişti. Ertesi gün ise bir komedi temsili ile başlanmış; bunu Peralı ve Türk kadınlarının şarkı ve dansları izlemişti.

Alvise Ludovico Gritti (1480-1534)

XVII. yüzyılda ise Osmanlıların hâlâ tam teşekkülü oyun sergileyemedikleri, bu görevi yabancıların üstlendiklerini görmekteyiz. Avrupalılar, elçiliklerine tiyatro salonları yaptırmış ve tiyatro toplulukları oluşturmuşlardı. Özellikle Fransızlar İstanbul’da ve 1675’te İzmir’de temsiller vermeye başlamışlardı. III. Ahmet zamanında ise Fransız sefiri Bonac, yazdığı sefaretnamesinde kendi devrinde bir komedinin sergilendiğini söylemektedir. Bu tür sefaretnamelerden, çeşitli piyeslerin de sahnelendiğini öğreniyoruz. Fakat bu temsiller Fransızcadır ve dolayısıyla yabancılara hitap etmektedir. 1730’da Fransız elçiliğinin düzenlediği şenliğe, Türk davetlilerinin ve sanatçılarının katılması ise Batı tiyatrosu ile ilişki kurulmasında büyük rol oynamıştır. Bu şenlikte, 45 kişilik bir Türk topluluğu ortaoyunu ve geleneksel diğer oyunları sergilemişlerdi.

XIX. yüzyıla gelindiğinde ise diğer yabancı topluluklar da İstanbul’a gelip halka açık temsiller vermeye başlamışlardır. Fakat bu temsiller de Fransızca ve İtalyancadır. III. Selim döneminde devam eden tiyatro faaliyetlerinin dışında, bir opera temsilinden de söz edilmektedir. 1830’da ise İzmir’de bir tiyatro binası yapılmış ve yabancıların orada temsiller verdikleri belgelerden anlaşılmıştır.

Görüldüğü üzere, Tanzimat öncesinde de Osmanlı Devleti’nde Batılı anlamda tiyatro faaliyetlerinin var olduğunu anlamaktayız. Her ne kadar bu temsiller Türkçe olmasa da Osmanlıların Batı tiyatrosu ile etkileşim içinde olmasını sağlamışlardır.

2. Tanzimat Tiyatrosu

Geleneksel Türk Tiyatrosu; bina dışında meydanlarda yapılır, konusu kabataslak çizilmiş olan oyunlar sanatçıların zeka, nükte vb. yetenekleriyle yürütülür, seyirciler böylece eğlendirilirdi. Tanzimat Tiyatrosu, yazılı metinlerin sahne sanatçıları tarafından ezberlenerek; kapalı salonlarda, sahne üstünde temsil edilmesiyle başlamıştır. 1839’da ortaoyununun sahneye aktarılışı olan Tuluat Tiyatrosu’nu bu bağlamda örnek verebiliriz. Oyuncularının çoğu tanınmış ortaoyunu sanatçılarıydı ve Dükkân dedikleri tiyatroları İstanbul’da idi. “Kanto” olarak adlandırılan sahne sanatı ilk kez bu tiyatroda uygulanmıştır.

Tuluat Tiyatrosu kanto sanatçıları

Tanzimat-ı Hayriyye’nin ilanından bir yıl sonra Avrupalı sanatçılar tarafından daha kapsamlı olarak eserler temsil edilmeye başlanmıştır. 1844’te Mihail Naum tarafından kurulan Naum Tiyatrosu, bu Avrupalı tiyatro topluluklar için oyunlarını sergileyebilecekleri önemli bir yer olmuştur. Bu tiyatroda; trajedi, komedi, opera ve operetler sergileniyordu. Fakat bu oyunlara daha çok başkentteki yabancılar gidiyor, nadiren Avrupai hayat tarzına özenen Türkler gidiyorlardı. Opera ve tiyatroya ilgisi olan Sultan Abdülmecid ise bu temsillere katılarak kafes arkasından seyretmiştir. Batı kültürüyle yakından alakadar olan Abdülmecid, tiyatro ve musikinin Avrupai tarzda icra edilmesi için adımlar atmıştır. İtalyan Donizetti’ye ilk bandoyu ve orkestrayı kurdurtmuş; bu hususta onun Türk gençlerini eğitmesini sağlamış ve Donizetti ile yakın bağlar kurmuştur. Abdülmecid bunlarla sınırlı kalmamış, Çırağan Sarayı’na ve ilk defa devlet eliyle Dolmabahçe Sarayı’nın karşısına bir tiyatro yaptırmıştır.

İlk Türkçe temsillerimiz ise Arakel Efendi tarafından 1861’de kurulan Şark Tiyatrosu’nda verilmiştir. Sultan Abdülaziz, 1863’te Türk-İslam oyuncuları tarafından sarayda bir komedi düzenlenmesini sağlamış ve Türkçe temsillere önem vermiştir. Bunun üzerine Şark Tiyatrosu da halktan rağbet görmek için Türkçe ve Ermenice komedya oynanacağını bildirmiştir. İlerleyen yıllar boyunca da Ramazandan Ramazana, Ermeni oyuncular tarafından Türkçe temsiller sergilenmiştir. Fakat kendi kendini finanse edemeyen trup turnelerden de sonuç alınamayınca perdelerini kapatmak zorunda kalmıştır. Şark Tiyatrosu’nun kapanması büyük bir yıkım yaratmamış aksine bunlar ahali tarafından ahlaksızlık olarak görülmüştür. Fakat Gedikpaşa Tiyatrosu’nun kurulması ile Türk Tiyatrosu’nda ve insanların düşüncelerinde birçok değişim söz konusu olacaktır.

3. Gedikpaşa Tiyatrosu (Osmanlı Tiyatrosu)

Gedikpaşa Tiyatrosu’nun o yıllarda çizilmiş bir krokisi

Gedikpaşa Tiyatrosu, 1860 yılında, içinde cambazlık gösterileri yapılmak üzere Souliee isimli bir Fransız tarafından yaptırılmıştır. İsmini bulunduğu Gedikpaşa mahallesinden almıştır ve ahşap bir binadır. Souliee trupu, 4 yıl sonra ülkeyi terk edince bina, Abraham Paşa adında zengin bir Ermeni tarafından satın alınmış ve çeşitli tiyatro topluluklarına kiralanmıştır. Bu sayede Hovannes Kasparyan’ın Aramayan Topluluğu, burada 1866’ya kadar temsiller vermiştir. 1866’da ise Razi isminde bir ecnebi bu binayı kiralamış, ilan verirken Osmanlı Tiyatrosu adını kullanmış, 1868’e kadar topluluğuna pandomim, bale, opera temsilleri sergiletmiştir.

Osmanlı Tiyatrosu afişi

1868 tarihi, tiyatro tarihimizde önemli bir eşiktir. 5-6 yıldır düzensiz devam eden Türkçe temsiller, bu tarihten itibaren Güllü Agop’un (Agop Vartovyan) oluşturduğu Asya Kumpanyası tarafından düzenli ve sürekli olarak sergilenmeye başlanmıştır. Asya Kumpanyası, Osmanlı Tiyatrosu olarak anılan Gedikpaşa Tiyatrosu binasında Türkçe temsile başlayınca zamanla Osmanlı Tiyatrosu Topluluğu olarak anılmışlardır. Güllü Agop’un burada tiyatroya aktardığı ilk oyun Leyla ile Mecnun olmuştur. Çünkü halkın yabancı temsillere rağbet etmediğini görmüş, bu şark hikayesini tiyatroya aktararak seyirci kazanmayı hedeflemiştir. Agop, bu tür oyunlarla repertuarını zenginleştirmiş ilanlarla duyurmuş ve halkın hatta sonunda sadrazam ve ileri dereceli memurların tiyatrosunu şereflendirmesini sağlamıştır.

1870 yılında Sadrazam Ali Paşa’nın desteği ile Agop, İstanbul’da 10 yıl süre ile trajedi, komedi ve vodvil oynama imtiyazını elde etmiştir. Devlet desteğini de alan Agop, bu yıl opera temsillerine de başlamıştır. Ermeni oyuncuların yarım yamalak Türkçesinden hoşnut olmayan Agop, Türk aktörler bulmak için ilanlar vermiştir. Bu hususta ilk olarak Ayyar Hamza piyesinde Ahmet Necip Efendi’yi sahne alırken görmekteyiz. Daha sonra Hamdi ve İsmail Efendiler, Mehmet Edip, Hüsnü Edhem, Ahmet Fehim Efendi gibi isimler bu tiyatroda rol almışlardır. Tomas Fasulyeciyan, Mardiros Mınakyan, Karnik Gümüşçiyan ise gözde olan Ermeni sanatçılardır.

Güllü Agop (solda) ve Mardiros Mınakyan (sağda)

1872’de Ebüzziya Tevfik, Ahmet Mithat Efendi gibi isimlerin telif eserleri burada sahnelenmiş; Namık Kemal, İbret gazetesinde bu faaliyetleri övmüştür:

Fikrimce tiyatro esasen öyle marifet veya ahlak mektebi değil, adeta bir eğlencedir: hatta birtakım hazin hazin facialar da tiyatroları eğlencelikten çıkaramaz.

1873 yılında ise tiyatro adına atılan diğer bir adım, tiyatro komitesinin kurulması olmuştur. Amacı tiyatroyu geliştirmek olan komitede; Raşit Paşa, Halet Bey, Namık Kemal, Mustafa Nuri gibi isimler yer almıştır. Bu yılın asıl önemli hadisesi ise Namık Kemal’in Vatan Yahut Silistre eserinin sahnelenmesidir. Halk, bu eseri coşkuyla karşılamış “Yaşasın millet! Yaşasın Kemal!”  ve “Muradımız budur, Allah muradımızı versin” diyerek hürriyet taraftarı Veliaht Murad Efendi’nin ismini zikretmişlerdir. Tabi ki bu olay Sultan Abdülaziz’i rahatsız etmiş ve Namık Kemal, Nuri Bey, Ahmet Mithat Efendi tevkif edilip sürülmüşlerdir. Güllü Agop tutuklansa da geri bırakılmıştır. Böylece komite de dağılmış olunca çöküş devri başlamıştır.

Namık Kemal (1840-1888)

1874’te Opera Tiyatrosu’nun açılmasıyla da bazı oyuncular ve yazarlar tiyatrodan ayrılmışlardır. İlerleyen yıllarda yeni tiyatrolar açılmaya devam edildikçe Osmanlı Tiyatrosu, kan kaybetmiştir. 1881’e kadar Agop, başka oyuncularla başka kadrolar kurmuş gösterimlere devam etmiş hatta kendi oyunlar yazmış ama değişen bir şey olmamıştır. 1881’de Gedikpaşa Tiyatrosu’ndan ayrılmıştır. Daha sonra Mınakyan da ayrılınca beraber gösterimler vermişlerdir. Agop, 1882’de II. Abdülhamit tarafından saraya alınınca Osmanlı Tiyatrosu’nu yürütmek Mınakyan’a kalmıştır. Mınakyan, Osmanlı Dram Kumpanyası olarak da adlandırılan Mınakyan Tiyatrosu’nu kurarak Osmanlı Tiyatrosu topluluğunu 1887’lere kadar devam ettirmiştir. Güllü Agop’un emeklerinin fiziksel temsilcisi, Türk dilinde süreli temsiller veren ilk tiyatro ünvanlı Gedikpaşa Tiyatrosu ise 1884’te padişahın emriyle yıktırılmıştır.

Güllü Agop’un tepki aldığı dönemde çizilmiş bir karikatür (Sağanak ve Sığınak)

4. İstibdat Dönemi’nde Tiyatro

1876 yılında Sultan Abdülaziz tahttan indirilmiş yerine V. Murat padişah olmuştu. Fakat akıl sağlığı yerinde olmayan Murat, aynı yıl fetva alınarak tahttan indirildi ve yerine II. Abdülhamit getirildi. Tahta geçen Abdülhamit, sarayda bulunan ortaoyunu sanatçılarının gösterilerinin devamına izin verdi. 1877’de Yıldız Köşkü’ne geçen Abdülhamit orayı genişlettirdi ve saray haline getirtti. Alafrangadan daha çok hoşlanan sultan, buraya 1889’da Yıldız Sarayı Tiyatrosu olarak anılan bir tiyatro yaptırdı. Opera ve operete meraklı padişah, bu tiyatroya yabancı toplulukları davet edip konser verdiriyordu. Hatta kendi temsili bile yapılmış ama sultan bunu öğrenince oyuncuyu tiyatrodan göndermişti. Daha sonra başka bir topluluktan bir kadın oyuncunun suikast düzenleyeceği öğrenilmiş ve o da gönderilmişti.

Osmanlı döneminde Yıldız Sarayı

Sultan, her ne kadar tiyatroya ilgili görünse de yukarıda bahsedilen olaylardan dolayı ve otoritesini sağlamak için aydınların desteklediği tiyatrolara sansürler uygulamıştır. I. Meşrutiyet’in (1876) ilanı ile tiyatro yeniden bir ivme kazansa da gitgide baskının artması sonucu tiyatro da bütün fikir yaşamı gibi kurumuştur. İstibdat Dönemi’nin başlangıcı ise 1884 olarak kabul edilir. Çünkü asıl kısıtlamalar, sansürler ve denetlemeler bu yılda uygulanmaya başlanmıştır. Bu dönemde oyunlarda, özellikle yobaz ve tutucu tipler görülmüştür. 30 yıllık bir kısıtlama devrinden bahsediyor olsak da tiyatro faaliyetlerinin devam ettiği görülür. 24 Temmuz 1908 yılında ise tiyatro yeniden bıçakla kesilmiş gibi fışkırmaya başlayacaktır.

5. II. Meşrutiyet Tiyatrosu

Meşrutiyet’in ilanıyla gelen hürriyet hakkı, tiyatronun da gelişmesinde önemli bir unsur olmuştur. İstibdat Dönemi’nin baskıcılığı kalkmış, ortam özgürleşmiş, halk bu ilanı bayram havasıyla karşılamıştır. Nitekim eli kalem tutan herkes, tiyatro yazmaya başlamış oyunlar sahneye konulmuştur. Aktör olmak isteyen gençler ise cesaret kazanarak Ahmet Fehim Efendi’ye müracaat etmişlerdir. Sahne-i HevesSanayi-i Nefise gibi tiyatrolar kurulmuş, piyesler oynanmıştır. Dönemin iktidar partisi İttihat ve Terakki de halkın bu akıntısına kapılmış; tiyatroyu geniş ölçüde desteklemiştir.

Dârülbedâyi’in, ilk okuma kurulu üyeleri. Oturanlar (soldan sağa): Emin Bülent, Mehmed Rauf, Abdullah Cevdet, Ahmed Hâşim, Tahsin Nâhid, Andre Antoine, Abdülhak Hâmid, Rıza Tevfik, Yahya Kemal, Yakup Kadri; Ayaktakiler: Âsım Bey ve Mütercim Bedî Bey

Meşrutiyet Tiyatrosu’nun gelişimi ise “Darülbedayi Öncesi” ve “Darülbedayi Sonrası” olarak iki başlık altında toplanmaktadır. Sırasıyla inceleyelim.

5.1. Darülbedayi Öncesi (1908-1914)

Tanzimat tiyatrosunun iki önemli ismi Mınakyan ve Ahmet Fehim Efendi bu dönemde de etkili olmuşlardır. Özellikle Ahmet Fehim, genç oyuncular yetiştirip onlara destek olarak tiyatroya eleman sağlamıştır. Bu arada çeşitli meslek erbapları ve topluluklar ortaya çıkmıştır. Bunlar; Burhaneddin Tiyatrosu, Binemeciyan Tiyatrosu, Donanma Cemiyeti Tiyatrosu’dur. Bu dönemin en önemli ismi ise Muhsin Ertuğrul’dur. Ayrıca İsmail Galib Arcan ve Vasfi Rıza Zobu gibi isimler de bu dönemin sanatçılarıdır.

Muhsin Ertuğrul (1892-1979)

Dönemin önemli adımlarından biri Sahne-i Osmaniye’nin kurulması olmuştur. Tanzimat’ın Osmanlı Tiyatrosu’nun yerini doldurmuştur. Burada Abdülhak Hamid’in Eşber’i, Tezer’i sergilenmiş; Tevfik Fikret, Cenap Şehabettin gibi isimler provalara teşvik etmişlerdir. 31 Mart olayından sonra ise Muhsin Ertuğrul, İsmail Galip, Ahmet Fehim ve Raşit Rıza gibi isimler bu tiyatroya katılmışlardır. Daha sonra Tarık ve Finten gibi önemli piyesler oynanmıştır. Balkan Savaşı’na kadar ise Namık Kemal ve Şemsettin Sami’nin piyesleri kumpanyalar tarafından defalarca sahnelenmiştir. 1911’de Balkan Savaşı’nın patlak vermesiyle tiyatro faaliyetleri azalmış, oyuncular askere gitmiştir. 1912 senesinde ise önemli telif eserler; Şehabettin’in Yalan’ı ve diğer yazarların Kösem Sultan, Kırım Muharebesi gibi oyunları sergilenmiştir. 1913 senesi ise oldukça durgun geçmiştir.

Ayrıca Bakınız

5.2. Darülbedayi ve Sonrası (1914-1923)

1914 yılı iki önemli müessesenin kurulmasına şahit olmuştur. Bunlardan birincisi Osmanlı Donanma Cemiyeti Tiyatrosu’nun kurulmasıdır. Devrin muharrirleri, kâr endişesi olmadan sanat ve tiyatroya hizmet edecek bir tiyatronun eksikliğinden yakınıyorlardı. Donanma Cemiyeti, bu yüzden tiyatro kurmuş Mınakyan ve Ahmet Fehim Efendi’yi görevlendirmiştir. Seyir adabı konusunda da seyircilere el ilanları dağıtılması önemli bir hadisedir. Devlete yakın bir cemiyetin böyle faaliyetlerde bulunması ise insanların tiyatroya gelmesinde etkili olmuştur.

Letafet Apartmanı

Darülbedayi’nin kurulması ise ikinci önemli olaydır. İstanbul Belediye Başkanı Cemil (Topuzlu) Paşa, Fransız rejisör Andre Antoine’yi İstanbul’a davet etmiştir. Antoine, bir tiyatro mektebi kurması için teşvik edilmiş günümüzde Letafet Apartmanı olarak bilinen bina emrine tahsis edilmiş, böylece “Darülbedayi” (Osmanlı Harikalar/yenilikler evi) kurulmuştur. Bu okulda Tiyatro ve Müzik olmak üzere iki bölüm açılmıştır. Tayin edilen hocalar arasında; Mınakyan, Burhanettin, Ahmet Fehim, Rıza Tevfik, Halit Fahri ve Yahya Kemal gibi isimler vardı. Fakat I. Dünya Savaşı’nın başlaması ile faaliyetleri yarım kalmıştır. Okul özelliğini kaybederek tiyatro topluluğu haline gelmişlerdir. Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar piyeslere aralıklarla devam edebilmişlerdir. 1934’te kurum olarak yeniden düzenlenerek ismi İstanbul Şehir Tiyatrosu olarak değişecektir. Dönemin önemli yeniliği ise 1919’da bir Türk kadını olan Afife Jale’nin Darülbedayi Hüseyin Suat’ın Yamalar adlı oyununda “Emel” rolü ile sahneye çıkması olmuştur. Fakat kadının sahnede sürekli olarak yer alması yine Cumhuriyet döneminde olacaktır.

İstanbul Şehir Tiyatrosu’nun eski bir kadrosu

Özet

Kısaca Osmanlı Tiyatrosu’nun evrimi, yukarıda anlatılan olaylar ve unsurlar sayesinde başlamıştır ve devam etmektedir. Tanzimat’tan Meşrutiyet’e kadar olan dönemde komedyalar, dramlar, trajediler sergilenmiş; önemli oyuncular tarihimizde yer almışlardır. Tiyatro, değişen yıllar içinde önemli bir unsur haline gelmiş ve halkın sanata bakış açısının genişlemesini sağlamıştır.

Kaynaklar

– AND Metin, 100 Soruda Türk Tiyatrosu Tarihi, Gerçek Yayınevi, İstanbul, 1970.

– AND Metin, Osmanlı Tiyatrosu (Kuruluşu-Gelişimi-Katkısı), Dost Kitabevi Yayınları, Ankara, 1999.

– ÖZÖN M. Nihat, DÜRDER Baha, Türk Tiyatrosu Ansiklopedisi, Remzi Kitabevi, Ankara, 1967.

– SEVENGİL Ahmet Refik, Saray Tiyatrosu-Türk Tiyatrosu Tarihi IV, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1962.

– SEVENGİL Ahmet Refik, Tanzimat Tiyatrosu-Türk Tiyatrosu Tarihi III, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1968.

– TÖRE Enver, “Türk Tiyatrosunun Kaynakları”, Turkish Studies, S.1, (2009).

– TURAN Şerafettin, Türk Kültür Tarihi, Bilgi Yayınevi, Ankara, 2005.

Not: Yazının ve görsellerin tüm hakları saklıdır. İzin almadan kullanmayınız, sevgiler.

Bu yazı sana nasıl hissettirdi?
Emin Değilim
0
Heyecanlı
0
Hüzünlü
0
Mutlu
0
Şaşırtıcı
0
Yorumları Gör (0)

Leave a Reply

Your email address will not be published.

© 2011 Sanat Karavanı, Tüm Hakları Saklıdır.

Yukarı Kaydır