Şu an Okuyorsun
Sessizliğin Yönetmeni: Kim Ki-duk

Sessizliğin Yönetmeni: Kim Ki-duk

Tüm dünyayı ve insanlığı etkisi altına alan Kovid-19 salgını, yakın zamanda Güney Kore sinemasının öncü yönetmenlerinden Kim Ki-duk’un aramızdan ayrılmasına sebep olarak, sinema dünyasını ve sevenlerini derinden sarsmıştı. Sinema eğitimi aldığım yıllarda tanıştığım, oldukça rahatsız edici ama bir o kadar da izlemekten kendimi alıkoyamadığım filmleriyle ünlü yönetmen, kelimelere pek itibar etmeyen, mümkün olduğunca az diyaloglu kendine özgü tarzı ile de favori yönetmenlerim arasında yer aldı. Kim Ki-duk bu sessizliği öyle görsellikler, müzikler ve oyunculuklarla tamamladı ki sessiz filmlerden nefret edenlerin bile baş tacı olmayı başardı. Filmlerinde yer alan oyuncular da bu yükü cesurca sırtlanarak izleyenleri kendilerine hayran bıraktılar. 

Alt sınıftan bir aileden geldiği ve sinema eğitimi almadığı için kuşağındaki yönetmenlerden kendini farklı gören Kim Ki-duk, filmlerinde marjinal, toplumdan dışlanmış karakterlerin yaşadıklarını konu edindi. Ki-duk sinema ile 30 yaşında tanışan bir yönetmen olarak estetik yaklaşımı, anlattığı öyküleri ile yerel ve uluslararası alanda kabul görme şekli nedeniyle kendine ait bir dünya yarattı. 

Fransa’da tanıştığı ve yarattığı sinematografik dünyasını ülkesi Kore’ye taşıyan ve senaryolar yazarak ödüller alan yönetmenin 1996 yılında çektiği, evsiz bir adamın toplu tecavüze uğrayan bir kadın ile bağını konu alan ilk filmi “Crocodile” Kore basını tarafından pek ilgi görmese de Pusan Uluslararası Film Festivali’nde büyük yankı uyandırarak onu uluslararası arenaya taşıdı. Kim, sonraki filmlerinde de toplum dışına itilmiş erkek ile genelde fahişe olan kadın karakterler arasındaki bağları tema olarak işledi ve şiddet sanat hayatı boyunca filmlerinin ana ögelerinden biri oldu. Filmlerinde genel olarak sevgi, sadakat, ihanet, bağlılık ve ahlak temalarını ön planda tutan yönetmen, bu temaları işlerken bazen seyirciyi rahatsız edecek düzeye varabiliyordu.

Seom (The Isle, 2000)

İlerleyen zamanda, her yıl 1-2 küçük bütçeli film çeken yönetmenin 1998’de çektiği üçüncü filmi “Birdcage InnKarlovy Vary’de gösterildi. 2000 yılında Venedik Film Festivali’nde “Seom / The Isle” adlı filminin gösterilmesiyle asıl çıkışını yapan yönetmen, filmin gösterimi sırasında İtalyan gazetecilerden birinin filmdeki bir sahne yüzünden bayılmasıyla manşetlere çıktı. Bu sahnede karakterler, olta yutarak intihar etmeye çalışıyorlardı. Film ödül alamadı ama Kim’in şöhretinin Avrupa’da iyice yayılmasını sağladı. Fakat eleştirmenlerin filme olan yaklaşımı ünlü yönetmenin onlarla arasında gizli bir düşmanlığa ve mesafe koymasına sebep oldu. 

Venedik, Berlin, Cannes gibi prestijli festivallere davet edilen Kim ilk gişe filmi “Bad Guy” ile üzerine düşen görevi yerine getirdi. Tüm Kore sineması için söz konusu olan filmin gişesi, ekrandan gözünüzü kaçırmak isteyeceğiniz sahnelerin sayısıyla doğru orantılıydı. Şiddet ve duygusallığın bir arada olduğu film oyunculuklar ve mekan kullanımları ile de göz doldurdu. Yine filmde Kim Ki-duk sinemasının mihenk taşları olan sessizlik, bozuk karakterler, hapsedilme, metafizik ve aşk kendine yer bularak gerçek bir başyapıt ortaya çıkardı..

Spring, Summer, Fall, Winter… and Spring (2003)

Budizm içerikli “Spring, Summer, Fall, Winter… and Spring” filmi yönetmenin kariyerinde bir dönüşüm yarattı. Yönetmen yine toplumdaki marjinal kesimleri irdelerken bu sefer daha ruhani bir havaya büründü. Kim’in bu yumuşayan tarzını izleyici de çok sevdi. Usta yönetmen, Avrupa ve Kuzey Amerika’da büyük başarı yakalayan bu filmin ardından 2004’te “Samaritan Girl” ile Berlin ve Venedik’te “3-iron” filmi ile En İyi Yönetmen ödülünü kucakladı.

Ayrıca Bakınız

2008 yılında gösterime giren “Dream” filminin çekimleri sırasında yaşanan kaza ve ardından yakın çalışma arkadaşları tarafından uğradığı ihanet neticesinde birkaç yılını dağ evinde geçiren Kim Ki-duk, bu süreçte kendi yaşamını, iç hesaplaşmalarını ve yalnızlığını “Arirang” isimli otobiyografik filmine yansıttı.

Uluslararası festivallerde çok sayıda ödül kazanan Kim Ki Duk, eserlerindeki kadın portreleri ve özellikle de 2012’de Venedik Film Festivali‘nde Altın Aslan ödülünü kazanan “Pieta” filmindeki şiddet sahneleri nedeniyle de yine pek çok eleştirilere maruz kaldı fakat bu durum yönetmen için olağan bir hal almıştı. 2019 yılında sinemaseverlerin beğenisine sunduğu son filmi “Dissolve”u arkasında bırakıp hayata veda eden Kim Ki-duk, her filmiyle, izlerken rahat edip izledikten sonra duraklamanın hazzını yaşattı. 

Diyalogsuz sinemanın dünya üzerindeki yaşayan en iyi yönetmenlerinden biri olarak filmlerinde kelimelerin güçsüz olduğunu ve anlatımdan eksilttiğini düşünüyordu. Susarak anlatmanın karmaşasına düşmek istemediği zaman konuşan, konuşturan usta yönetmenin filmlerinde kelimeler söyleyen kişinin tavrını takınırken, susmak insanlığın tavrını takınmıştır.

Bu yazı sana nasıl hissettirdi?
Emin Değilim
0
Heyecanlı
0
Hüzünlü
0
Mutlu
0
Şaşırtıcı
0
Yorumları Gör (0)

Leave a Reply

Your email address will not be published.

© 2011 Sanat Karavanı, Tüm Hakları Saklıdır.

Yukarı Kaydır