Yeni Çağın Kılıç Sesleri/ Rise Of Empires: Ottoman

“Bir imparatorluğun yükselmesi için bir diğerinin yıkılması gerekir.”

Büyük bir heyecanla beklenen dizi Rise of Empires: Ottoman (İmparatorlukların Yükselişi: Osmanlı) 24 Ocak’ta yayına girdi, çoğunluk tarafından izlendi ve gündemimize oturmayı başardı. Yönetmen Emre Şahin’in Netflix işbirliği ile çektiği, İstanbul’un Fethi’ni konu alan belgesel dizi; Türk oyuncuların İngilizce konuştuğu ve Türkiye’de çekilen bir yapım olarak karşımıza çıkıyor.

Şimdi, diziyi anlatmaya başlasam ama nasıl başlasam, nereden başlasam? Tarih mezunu biri olarak anlatmaya çalışacağım. Olumlu ve olumsuz eleştirilecek çok şey var. Dizinin üzerine çok fazla şey yazıldı çizildi, gelin biraz da biz yazıp çizelim.

1. Dizinin Konusu ve Karakterleri

İstanbul’un Fethi’ni konu alan dizinin yönetmenliğini Emre Şahin, anlatıcılığını Charles Dance üstleniyor. Dizinin danışmanları arasında; Celal Şengör, Emrah Safa Gürkan, Michael Talbot, Roger Crowley, Jason Goodwin ve Lars Brownworth gibi isimler yer alıyor. Başrollerinde; Cem Yiğit Üzümoğlu (II. Mehmed), Birkan Sokullu (Giovanni Giustiniani Longo), Tuba Büyüküstün (Mara Hatun) yer alıyor. Bu isimlerin dışında kadroda; Osman Sonant (Loukas Notaras), Ushan Çakır (Zağanos Paşa), Selim Bayraktar (Çandarlı Halil Paşa), Damla Sönmez (Ana) ve Tommaso Basili (XI. Konstantinos) yer alıyor.

Geniş bir oyuncu kadrosu olan dizinin doğal olarak odak noktası Fatih Sultan Mehmed (II. Mehmed). Mehmed, çocukluğu boyunca babası tarafından pek fazla sevgi görmemiştir. Lalası Çandarlı Halil tarafından eğitilen ve çeşitli fiziki cezalara maruz kalan Mehmed, oldukça inatçı ve zeki bir şehzadedir. Daha 12 yaşında babasının emeklilik kararı yüzünden tahta çıkarılır ve İstanbul’u alma planları içine girer. Fakat, Çandarlı ona köstek olur ve II. Murad’ın tekrar tahta çıkarılmasını sağlar. Bu ihaneti unutmayan Mehmed, babası ölünce yıllar sonra tekrar başkente gelir ve tahta oturur. Ve çok geçmeden Doğu Roma’yı bitirme planlarına koyulur. Zağanos Paşa, Mehmed’in sağ kolu gibidir ve en büyük destekçilerinden biri olacaktır.

II. Murad’ın üçüncü eşi olan Mara Hatun, hiç çocuk sahibi olamamıştır. Bu yüzden Mehmed’i hep kendi çocuğu gibi görür ve her zaman destekçisi olur. Mehmed, İstanbul’u fethetmeye karar verince de Mara, memleketi olan Sırp Prensliği’ne giderek Mehmed’in Balkanlardaki gözü kulağı olur.

Osmanlıların İstanbul’u kuşattığı sırada ise Bizans İmparatorluğu, maddi ve askeri olarak oldukça güç durumdadır. İmparator XI. Konstantinos, Katolik Roma’dan yardım istemek yerine şehirde Türk sarığı görmeyi yeğlemektedir. Bu yüzden Cenevizli ücretli asker olan Giovanni Giustiniani‘yi en yakın ittifakı olarak görür. Giustiniani, oldukça güçlü bir komutan ve sözünün eri bir adamdır. Askerleri ile birlikte şehre gelişiyle Bizans halkına umut olur.

6 Nisan 1453 günü kuşatmanın başlaması ile beraber Mehmed ve Giustiniani’nin de strateji savaşları başlar. Mehmed, şehri almakta, Giustiniani ise savunmakta ısrarlıdır. Urbanîn döktüğü Şahi (Basilic) Topu ile 23 ordunun yıkamadığı surlara dayanan Mehmed ve ordusu 53 gün boyunca büyük sınavlardan geçecektir.

2. Dizinin Eleştirisi

Gelelim asıl ve önem arz eden meseleye. Oyunculuklar için; Cem Yiğit Üzümoğlu’nun, rolünün üstesinden gelmeyi başardığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Özellikle, ordu üzerine yaptığı hitabet konuşmaları çok başarılıydı. Mehmed, İstanbul’u kuşatırken ne kadar kararlı olsa da oldukça genç bir hükümdardı. Cem Yiğit, işte bu gençliği temsil ediyor. Çok sevmeme rağmen, Osman Sonant’ı ise biraz kasıntı buldum. Karakteri tam olarak böyle miydi bilinmez ama bu durum benim gözüme biraz battı.

Dizinin dilinin İngilizce olması ve aksan meselesi; Diziyi izlerken aksan meselesine kesinlikle takılmamalısınız, çünkü bunu sorun eden sadece biziz. Dünyadaki örneklerine bakınız. The Big Bang Theory’de Hint aksanıyla konuşan Raj gibi bir örnek var karşımızda. Ya da Schindler’s List’te Alman aksanıyla İngilizce konuşulması gibi. Böyle bakınca, Türk aksanıyla İngilizce konuşmak en doğal olan olmalıdır. Alışılan aksanın ekstra bir katkısı tabi ki vardır. Mesela Damla Sönmez ve İlayda Akdoğan, aksanı dolayısıyla sesi kulağa en akıcı gelen oyunculardı. Ama Türk aksanı meselesi, olumsuz eleştirilerin odağı olmamalıdır.

Tarihsel gerçeklikler ve dizinin senaryosu; Bilmemiz gereken en önemli unsur, İstanbul’un Fethi’nin efsane ve mitlerle dolu olmasıdır. Gemilerin karadan yürütülmesi, kanlı ay tutulması ve Meryem Ana’nın İstanbul’u terk etmesi… Bu meselelerin tarihsel gerçekliği kanıtlanmamıştır. Dizi, büyük ihtimalle izlenme oranını arttırmak amacıyla bu efsanelere yer vermiştir.

Hepimizin dikkatini çeken nokta ise Guistiniani‘nin tüm savaşın kahramanı gibi gösterilmesidir. Guistiniani önemsiz demiyorum ama Konstantinos burada oldukça zayıf ve sürekli elinde şarabı, tüm savaşı Guistiniani’ye devretmiş bir hükümdar olarak aktarılmış. Üstelik Guistiniani o kadar kahramanca işlenmiş ki zaman zaman Mehmed’in önüne geçirildiğini hissediyoruz. Ayrıca askerleriyle o kadar çetin savaştı ki kayıp veren taraf hep Osmanlı idi. Osmanlı askeri olmak için çeşitli eğitimlerden geçen bu adamların bu kadar kolay katledilmesinin olası olduğunu düşünmüyorum. İşin ironi kısmı ise dizi boyunca bu kadar yükseltilen bir adamın sonunda kaçması, Konstantinos’un ise kalıp savaşması oldu ki gerçek olanın da bu olduğu bilinir.

Diğer dikkatimi çeken nokta; neredeyse dizi boyunca Mehmed’in, Sezar ve İskender vurguları oldu. Evet, Mehmed, Kayser-i Rum unvanını alır, alır da fethini bu komutanlara mal etmek gibi bir amacı yoktur. Dizide sanki Mehmed, İstanbul’u onlar gibi olmak için alıyor izlenimi veriliyor. İki lafından biri İskender, biri Sezar…

Dizi boyunca verilen izlenim ise İstanbul’un Osmanlılarca alınamayacak gibi olmasıdır. 6 bölümlük dizinin 5 bölümü boyunca izleyici “Yahu, İstanbul’u alamayacağız mı acaba?” gibi ironik bir durum içine düştü. Kuşatma, Osmanlı başarılı olamadı ki 53 gün sürdü elbette. Fakat kuşatma boyunca hep üstün olan taraf Bizans mıydı? İki tarafın da başarılı ve başarısız olduğu noktalar oldu. Mehmed, sanki fethini 1 günde tamamlamış izlenimi veriliyor. Osmanlı’nın yükselişinden çok Bizans’ın direnişini izledik.

Genel olarak aklımıza takılan diğer unsur; Mehmed’in akıl hocası olarak bilinen Akşemseddin‘in dizide yer almaması meselesi oldu. Halil İnalcık gibi tarihçiler, Akşemseddin’in sıkıntılı anlarda zaferin yakın olduğu müjdesini vererek sabredip gayret göstermesi gerektiğine dair Mehmed’e yazdığı mektuplarının, fethin kısa zamanda gerçekleşmesinde tesiri olduğunu belirtmektedirler. Halil İnalcık hoca diyorum, söyleyeceklerim bu kadar.

Olumlu olarak ise dizi; görsel, ses, efekt, kostüm vb. teknik konularda oldukça iyiydi. Oyuncuların at ve kılıç hakimiyeti de yeterli olmuştu. Mehter sahnelerinde ise siz de hafif bir coşku hissettiniz biliyorum. Fakat olumsuz olarak tekrar verilen savaş sahneleri vardı. Bir de son olarak Mehmed’in İstanbul’a girişinin sadeliği beni bayağı düşündürdü. 53 gün boyunca savaşmış ve sonunda şehri almış ama şehre mehtersiz marşsız, gürültüsüz, adamlarının sevinç naraları olmadan girmiş. Değişik…

Şimdi, size karşılaştırma yapabilmek adına II. Mehmed ile ilgili birkaç bilgi vermek istiyorum. II. Murad’ın üç oğlu vardı. Favorisi yani tahta çıkmasını istediği kişi, Ali Çelebi idi. İki ağabeyi de ölen Mehmed, “mecburi” olarak tahtın son varisi oldu. Yani, II. Murad ve devlet adamları için Mehmed, son ihtimaldi. Bu yüzden hırçın, sevgisiz ve kendini kanıtlamaya çalışarak büyüyen bir “çocuk” düşünün. Babası, bu çocuğu terbiye etmesi ve tahta hazırlaması için Molla Gürani’yi görevlendirdi. Çandarlı ve lalalık? Üstelik kırbaçlatma? Bakınız, burada bir şehzadeden bahsediyoruz. Sultanın kanından. Zamanında kardeş katli yapılırken bile kılıç kullanılmamıştır, kanları kutsaldır dökülmesin diye. Kırbaçlatmak? Onlarca soru işareti…

Mehmed’in travmalar yaşadığı böyle bir çocukluk geçirmesi tabi ki kararlarına ve yaşamına yansımıştır. Hatta belki aldığı terbiye ve eğitimler onu bugün “entelektüel” dediğimiz duruma getirmiştir. Mehmed, 5 dil bilen, resmin yasak olmasına rağmen kendi portresini çizdiren, resim eğitimine önem veren, heykele ilgisi olan bir sultandır. Avni mahlasıyla şiirler yazmıştır. Dönemine göre ileride biridir.

İstanbul, onun için ve dönem için önemlidir çünkü kimsenin yapamadığını yapıp, daha gencecikken, cihat anlayışıyla Doğu Roma’yı tarih sahnesinden silmek ve toprak bütünlüğünü sağlamak ister. Edirne’den bugünkü Fatih ilçesinin sınırlarına gelinmiş, Anadolu yakası zaten himayesindedir. Bir Beyoğlu kalmıştır bir de Fatih. Üstelik oranın getireceği ekonomik kaynak tabi ki cezbedici unsurların başında gelir. Bizans tarafından baktığınızda; birileri sizin toprağınızı almaya çalışsa ne yapardınız? Tabi ki kanınızın son damlasına kadar direnirdiniz. Fakat direnişi sadece Bizans’a ait olarak göstermek? Yine onlarca soru işareti…

3. Peki, Dizi İzlemeye Değer Mi?

Bu kadar olumsuz eleştiriden sonra izlemelisiniz deyince biraz gülünç duracak. Lakin, görselliği ve savaş sahneleri kaliteli, epik bir savaş dizisi izlemek isterseniz, seçenekleriniz arasında olabilir. Cem Yiğit gibi genç yeteneklerin; Selim Bayraktar, Damla Sönmez gibi tecrübeli isimlerin oyunculuklarını seyretmek sinemasal zevkinizi doyurabilir. Bir de 2020’den uzaklaşmak isterseniz iyi bir tercih olabilir. İçeriğin yanlılığını bir kenara koyarsak, beğendiğimi söyleyebilirim.

Son olarak; savaşlar gelir, savaşlar geçer. İmparatorluklar yükselir, imparatorluklar yıkılır. Bu sırada milyonlarca insan katledilir. Şehirler yıkılır, yağmalanır, insanlara tecavüz edilir, işkence edilir, insanlar kamplarda toplanır, yakılır. Bu savaşlar, yeri gelir kılıç kalkanla yapılır, yeri gelir nükleer silahlarla. Dönem değişir, elementler değişir ama savaş aynen kalır.

Burada asıl soru işareti oluşturması gereken durum;

İnsan hayatının neden bu denli kıymetsiz olduğu

Birbirimizi yok etmenin insanlığa ne yarar sağlayacağı

Ve

Neden savaştığımızdır.

Tüm bu kavganın içinde sanatla kalın, tabi eğer mümkünse…

2 Yorumlar

  1. Avatar

    Defne

    01 Şubat 2020 en 08:20

    Mehmet Konstantinopolis’e mehterle, coşkuyla girmedi çünkü Konstantinopolis sefalet içindeydi. Ana’yla bakışmasından da anlayacağımız üzere savaştan sonra zulüm yapmak istemediğini gösterdi. İskender ve Sezar konusuna gelince, ikisi de bir imparatorun örnek alabileceği kişiler. Hem Mehmet kendi atalarını andığı kadar İskender ve Sezar’ı anmadı. Şehirle ilgili mitlerden belgesel-dizide bahsedildi. Astrolojinin o günkü öneminin şimdiden farklı olduğundan vs. Konstantin’in I. Konstantin büstü önünde konuşmaları jest ve mimikleri yerindeydi. Konstantinopolis’i kaybediyor olmanın hüznünü hissettirdi buna rağmen soğukkanlılığı da izleyiciye geçti diye düşünüyorum. Ben iki tarafın da direnişini gördüğüme memnun oldum belki şu kan dökelim en muhteşem biziz coşkumuzdan vazgeçip savaşın yıpratıcılığını fark ederiz.

    • Avatar

      Kübra Gaburga

      01 Şubat 2020 en 15:16

      Savaşa olan düşüncelerimi son paragrafta dile getirmiştim Defne Hanım. Taraf tutmuyorum. Düşünceleriniz ve zaman ayırıp okuduğunuz için sevgiler. 🙂

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.