Şu an Okuyorsun
Yeni Çağ’ın Kılıç Sesleri / Rise of Empires: Ottoman

Yeni Çağ’ın Kılıç Sesleri / Rise of Empires: Ottoman

Bir imparatorluğun yükselmesi için bir diğerinin yıkılması gerekir.

Rise of Empires: Ottoman (İmparatorlukların Yükselişi: Osmanlı), yönetmen Emre Şahin’in Netflix işbirliği ile çektiği, İstanbul’un Fethi’ni konu alan belgesel dizi; Türk oyuncuların İngilizce konuştuğu ve Türkiye’de çekilen bir yapım olarak karşımız çıkıyor.

Dizide, olumlu ve olumsuz eleştirilecek çok şey var. Dizinin üzerine çok fazla şey yazıldı çizildi, gelin biraz da biz yazıp çizelim.

1. Dizinin Konusu ve Karakterleri

İstanbul’un Fethi’ni konu alan dizinin yönetmenliğini Emre Şahin, anlatıcılığını Charles Dance üstleniyor. Dizinin danışmanları arasında; Celal Şengör, Emrah Safa Gürkan, Michael Talbot, Roger Crowley, Jason Goodwin, Lars Brownworth gibi isimler yer alıyor. Başrollerinde; Cem Yiğit Üzümoğlu (II. Mehmed), Birkan Sokullu (Giovanni Giustiniani Longo), Tuba Büyüküstün (Mara Hatun) yer alıyor. Bu isimlerin dışında kadroda; Osman Sonant (Loukas Notaras), Ushan Çakır (Zağanos Paşa), Selim Bayraktar (Çandarlı Halil Paşa), Damla Sönmez (Ana) ve Tommaso Basili (XI. Konstantinos) yer alıyor.

Geniş bir oyuncu kadrosu olan dizinin doğal olarak odak noktası Fatih Sultan Mehmed (II. Mehmed). Mehmed, çocukluğu boyunca babası tarafından pek fazla sevgi görmemiştir. Lalası Çandarlı Halil tarafından eğitilen Mehmed, oldukça inatçı ve zeki bir şehzadedir. İkinci kez tahta oturan Mehmed, başkente gelir. Ve çok geçmeden Doğu Roma’yı bitirme planlarına koyulur. Zağanos Paşa, Mehmed’in sağ kolu gibidir ve en büyük destekçilerinden biri olacaktır.

I. Murad’ın üçüncü eşi olan Mara Hatun, hiç çocuk sahibi olamamıştır. Bu yüzden Mehmed’i hep kendi çocuğu gibi görür ve her zaman destekçisi olur. Mehmed, İstanbul’u fethetmeye karar verince de Mara, memleketi olan Sırp Prensliği’ne giderek Mehmed’in Balkanlardaki gözü kulağı olur.

Osmanlılar İstanbul’u kuşattığı sırada ise Bizans İmparatorluğu, maddi ve askeri olarak oldukça güç durumdadır. İmparator XI. Konstantinos, Katolik Roma’dan yardım istemek yerine şehirde Türk sarığı görmeyi yeğlemektedir. Bu yüzden Cenevizli ücretli asker olan Giovanni Giustiniani‘yi en yakın ittifakı olarak görür. Giustiniani, oldukça güçlü bir komutan ve sözünün eri bir adamdır. Askerleri ile birlikte şehre gelişiyle Bizans halkına umut olur.

6 Nisan 1453 günü kuşatmanın başlaması ile beraber Mehmed ve Giustiniani’nin de taktik savaşları başlar. Mehmed, şehri almakta, Giustiniani ise savunmakta ısrarlıdır. Şahi (basilic) topu ile 23 ordunun yıkamadığı surlara dayanan Mehmed ve ordusu 53 gün boyunca büyük sınavlardan geçecektir.

2. Dizinin Eleştirisi

Gelelim asıl ve önem arz eden meseleye. Oyunculuklar için; Cem Yiğit Üzümoğlu’nun, rolünün üstesinden gelmeyi başardığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Özellikle, ordu üzerine yaptığı hitabet konuşmaları çok başarılıydı. Mehmed, İstanbul’u kuşatırken ne kadar kararlı olsa da oldukça genç bir hükümdardı. Cem Yiğit, işte bu gençliği temsil ediyor.

Dizinin dilinin İngilizce olması ve aksan meselesi; Diziyi izlerken aksan meselesine kesinlikle takılmamalısınız, çünkü bunu sorun eden sadece biziz. Dünyadaki örneklerine bakınız. The Big Bang Theory’de Hint aksanıyla konuşan Raj gibi bir örnek var karşımızda. Ya da Schindler’s List’te Alman aksanıyla İngilizce konuşulması  gibi. Böyle bakınca Türk aksanıyla İngilizce konuşmak en doğal olan olmalıdır.

Tarihsel gerçeklikler ve dizinin senaryosu; Bilmemiz gereken en önemli unsur, İstanbul’un Fethi’nin efsane ve mitlerle dolu olmasıdır. Gemilerin karadan yürütülmesi, kanlı ay tutulması ve Meryem Ana’nın İstanbul’u terk etmesi… Bu meselelerin tarihsel gerçekliği kanıtlanmamıştır. Dizi, büyük ihtimalle izlenme oranını arttırmak amacıyla bu efsanelere yer vermiştir.

Hepimizin dikkatini çeken nokta ise Guistiniani‘nin tüm savaşın kahramanı gibi gösterilmesidir. Guistiniani önemsiz demiyorum ama Konstantinos burada oldukça zayıf ve sürekli elinde şarabı, tüm savaşı Guistiniani’ye devretmiş bir hükümdar olarak aktarılmış. Üstelik Guistiniani o kadar kahramanca işlenmiş ki zaman zaman Mehmed’in önüne geçirilmiş. İşin ironi kısmı ise dizi boyunca bu kadar yükseltilen bir adamın sonunda kaçması, Konstantinos’un ise kalıp savaşması oldu ki gerçek olanın da bu olduğu söylenir.

Diğer dikkatimi çeken nokta; neredeyse dizi boyunca Mehmed’in, Sezar ve İskender vurguları oldu. Evet, Mehmed, Kayser-i Rum unvanını alır, alır da fethini bu komutanlara mal etmek gibi bir derdi yoktur. Dizide sanki Mehmed, İstanbul’u onlar gibi olmak için alıyor izlenimi veriliyor.

Dizi boyunca verilen diğer izlenim ise İstanbul’un Osmanlılarca alınamayacak gibi olmasıydı. 6 bölümlük dizinin 5 bölümü boyunca hepimiz “Yahu, İstanbul’u alamayacağız mı acaba?” gibi saçma bir durum içine düştük. Kuşatma, Osmanlı başarılı olamadı ki 53 gün sürdü elbette. Fakat kuşatma boyunca hep üstün olan taraf Bizans mıydı? İki tarafın da başarılı ve başarısız olduğu noktalar oldu. Mehmed, sanki fethini 1 günde tamamlamış izlenimi verilmiş.

Genel olarak aklımıza takılan diğer unsur; Mehmed’in akıl hocası olarak bilinen Akşemseddin meselesi oldu. Halil İnalcık gibi tarihçiler, Akşemseddin’in sıkıntılı anlarda zaferin yakın olduğu müjdesini vererek sabredip gayret göstermesi gerektiğine dair Mehmed’e yazdığı mektupların, fethin kısa zamanda gerçekleşmesinde tesiri olduğunu belirtmektedirler. Halil İnalcık hoca diyorum, söyleyeceklerim bu kadar.

Olumlu olarak ise dizi; görsel, ses, efekt, kostüm vb. teknik konularda oldukça iyiydi. Oyuncuların at ve kılıç hakimiyeti de yeterli olmuştu. Fakat olumsuz olarak tekrar verilen savaş sahneleri vardı. Bir de son olarak Mehmed’in İstanbul’a girişinin sadeliği beni bayağı düşündürdü.

Ayrıca Bakınız

Şimdi, size karşılaştırma yapabilmek adına II. Mehmed ile ilgili birkaç bilgi vermek istiyorum. II. Murad’ın üç oğlu vardı. Favorisi yani tahta çıkmasını istediği kişi, Ali Çelebi idi. İki ağabeyi de ölen Mehmed, “mecburi” olarak tahtın son varisi oldu. Yani, II. Murad ve devlet adamları için Mehmed son ihtimaldi. Bu yüzden hırçın, sevgisiz ve kendini kanıtlamaya çalışarak büyüyen bir “çocuk” düşünün. Babası, onu terbiye etmesi ve tahta hazırlaması için Molla Gürani’yi görevlendirdi. Çandarlı ve lalalık? Üstelik kırbaçlama? Bakınız, burada bir şehzadeden bahsediyoruz. Zamanında kardeş katli yapılırken bile kılıç kullanılmamıştır, kanları kutsaldır dökülmesin diye. Kırbaçlamak? Onlarca soru işareti…

Mehmed’in travmalar yaşadığı böyle bir çocukluk geçirmesi tabi ki kararlarına ve yaşamına yansımıştır. Hatta belki aldığı terbiye ve eğitimler onu bugün “entelektüel” dediğimiz duruma getirmiştir. Mehmed, 5 dil bilen, resmin yasak olmasına rağmen kendi portresini çizdiren, resim eğitimine önem veren, heykele ilgisi olan bir sultandır. Avni mahlasıyla şiirler yazmıştır. Dönemine göre ileride biridir.

Tüm bunları Osmanlı’yı böyle gösterdiler diye değil, tarihin yanlı olarak ele alınmasının sakıncalı olduğundan ve objektifliğin yitirilmesinden rahatsız olmamız gerektiği için sizlere aktardım. Çünkü tarih bir bilimdir ve objektif olarak, yorum katmadan, güvenilir kaynaklardan elde edilen bilgilerle ele alınmalıdır.

Son olarak; savaşlar gelir, savaşlar geçer. İmparatorluklar yükselir, imparatorluklar yıkılır. Bu sırada milyonlarca insan katledilir. Şehirler yıkılır, yağmalanır, insanlara tecavüz edilir, işkence edilir, insanlar kamplarda toplanır, yakılır. Bu savaşlar, yeri gelir kılıç kalkanla yapılır, yeri gelir nükleer silahlarla. Dönem değişir, elementler değişir ama savaş aynen kalır.

Burada asıl soru işareti oluşturması gereken durum;

İnsan hayatının neden bu denli kıymetsiz olduğu

Birbirimizi yok etmenin insanlığa ne yarar sağlayacağı

Ve

Neden savaştığımızdır.

Tüm bu kavganın içinde sanatla kalın, tabi eğer mümkünse…

Bu yazı sana nasıl hissettirdi?
Emin Değilim
0
Heyecanlı
0
Hüzünlü
0
Mutlu
0
Şaşırtıcı
0
Yorumları Gör (0)

Leave a Reply

Your email address will not be published.

© 2011 Sanat Karavanı, Tüm Hakları Saklıdır.

Yukarı Kaydır