Öyle Olmak mı Öyle Gözükmek mi? Berlin Katedrali

Size “ Siz hiç gerçek anlamda katedral olmayan bir katedral gördünüz mü?” diye sorsaydım, ne düşünürdünüz? Eğer sizi hem görselliğiyle hem nefis manzarasıyla hem de hikâyesiyle etkileyecek bir yer arıyorsanız Berlin’e küçük bir kaçamak yapmak için harika bir sebebiniz var: Berlin Katedrali! Berlin Katedrali, şehrin merkezinde bulunan ve üzerinde Müzeler Adası’nın da bulunduğu Spree nehrinin hemen yanında bulunur.

Yine görülmesi gereken yerlerden biri olan Brandenburg Kapısı’ndan yaklaşık 2km kadar yürüyerek ulaşabileceğiniz Berlin Katedrali, 2019 yılı Ağustos ayı seyahat ettiğim Berlin ziyaretimden aklımda en çok yer eden ve beni en çok etkileyen yapıydı sanırım. Yapımına 15. Yüzyılda başlanmış, ancak resmi olarak tamamlanması taaa 19. Yüzyılı bulan Berlin Katedrali,  Berlinlilerin dini anlamda en yüksek makamı olarak kabul ediliyor ve Alman mimarisinde Kaiserzeit olarak geçiyor.

Bir dönem Roma Katolik kilisesi olarak da faaliyet gösteren Katedral, şuanda bir Protestan kilisesidir ve aynı zamanda Evangelist akımının en gözde örneklerindendir. Yılların dönem dönem onun ruhuna kattığı zıtlıklar bizim ona hayran hayran bakmamıza vesile olmuş anlayacağınız. Görünüşündeki tüm ihtişamın, görkemin, insanın baktıkça bakasının gelmesinin bir diğer sebebi de 450 yıl boyunca Rönesans, Brik Gotik, Barok, Yeni Klasik, Yeni Rönesans gibi çeşitli akımların harmanıyla harcının karılmış olması bence. Bilinmesi gerekenlerden biri de: 1984 yılında Almanya Kralının isteğiyle yıkılıp tekrar yapılmış. Gerçi tarzının sürekli değişmesine, bir yanlarının yıkılıp yıkılıp tekrar yapılmasına alışık olsa da eminim ki en ağır yarayı 2.Dünya Savaşı’nda uğradığı büyük tahribatta almıştır. Ama tüm bunlara rağmen yine de ayakta kalabilmiş, sıkı sıkı tutunmuş temellerine Berlin Katedrali.

Sanki yüz yıllar sonra karşısına çıkacak her insanı önce dış cephesinin göz kamaştırıcılığıyla  daha sonra da içinde sergilenen tarihi eserlerle- özellikle de I.Frederick ve eşinin başta olmak üzere Prusya Kraliyetine ait lahitleriyle- ve kubbesindeki o nefis Berlin manzarasıyla büyülemeye ant içmiş gibi.

Berlin Katedrali’nin insanı hayrete düşüren bütün bu heybetinin yanı sıra, garip de bir özelliği var ki insanı şaşkınlığa sürüklüyor. Diğer katedrallerden tamamıyla farklı olan özelliği, aslında Berlin Katedrali’nin gerçek bir katedral olmaması. Evet, Berlin Katedrali aslında gerçek anlamda bir Katedral değilmiş! Önündeki çimlere uzanmış elimdeki tarihçesini okurken beni mimarisinden bile daha çok etkileyen, hatta bana biraz da garip bir hayal kırıklığı yaşatan bu özelliğinin dayanağı ise içinde hiçbir zaman bir piskoposun yaşamamış olması. Bu bilgiyi öğrendiğimde bir hayli şaşırsam da sanırım biraz Berlin Katedral’i için üzüldüm. Sonuçta dışarıdan bakınca koskoca bütün görkemiyle dimdik duran bir ‘katedralsin’ ama bir yandan da değilsin…

Şaşkınlığımın iki dakika sonra geçmesiyle derince bir nefes aldım ve düşündüm ki; Bir kalbi, duyguları olan insanların bile olduğu gibi görünmemesini kabullenmişken bir binayı niye garipsedim? Yani anlayacağınız hepimizin illa anlatacak bir hikâyesinin olduğu bu durumla ilgili Berlin Katedrali’nin de söz almak için gayet haklı bir sebebi varmış.

5 Yorumlar

  1. Avatar

    İrem

    21 Mart 2020 en 16:40

    Çok güzel bir yazı olmuş. Bence Berlin Katedrali nin çoğu insan aslında katedral olmadığını bilmiyordur yazan arkadaşı tebrik ederim. Hem konu olarak hem de üslubu gayet güzel

  2. Avatar

    Musa Öğülmüş

    21 Mart 2020 en 17:44

    Gitmiş kadar oldum

    • Avatar

      Musa Öğülmüş

      21 Mart 2020 en 17:46

      Anlatım ve verilen bilgiler çok güzel

  3. Avatar

    Ahmet

    21 Mart 2020 en 22:25

    Berlin güzel şehir. Yazı da gayet güzel. Kreuzberg’e selamlar.

  4. Avatar

    Didem

    21 Mart 2020 en 22:57

    Çok güzel bir yazı, daha güzel yazılarınızı bekliyorum.♥️

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.