Şu an Okuyorsun
Tanrı’nın Yarattığı Sonsuzluk: Zaman

Tanrı’nın Yarattığı Sonsuzluk: Zaman

“St. Augustinus, zamanı yoktan yaratılmış olarak tanımladı. Ona göre zamanın nasıl var olduğu problem teşkil etmiyordu çünkü zamanı Tanrı yaratmıştı.”

Zamana dair pek konuşmuyoruz değil mi? Yalnızca kimileri için su gibi hızlı, kimileri içinse katlanılamayacak kadar yavaş olarak tanımlanan bir olgu olarak biliyoruz onu. Bazen zaman derken çağı kastedip ah ediyoruz bazen de en iyi ilaç deyip bizi iyileştirmesini umut ediyoruz. Fakat zamanın gerçek anlamı üzerine kaçımız düşünüyoruz?

İnsanlık tarihi boyunca varoluşun en derin girdaplarından tutun da, sırların ifşa edildiği en uç noktalara kadar evrende varlık gösteren döngüsellik ilksel çağlardan bu yana zamanla ilişkilendirilmiştir. Güneşin doğuşunda ve batışında, mevsimlerin birbirini belli aralıklarla aynı düzende tekrar edişinde ve mevsimlerle gelen doğadaki değişimlerde hep bir anlam aranmış ve bu muazzam döngüde zamanın işlevi üzerine kafa yorulmuştur.

Antik çağ filozofları bu döngüselliğe bir anlam kazandırmak için zaman üzerine birkaç yorum getirmiştir. Herakleitos evrendeki bu olağanüstü değişimi bir oluşum, bir devinim olarak tanımlamış ve değişim olmadan zamanın da olamayacağını söylemiştir. Filozof, değişimin tabi olmadığı tek şeyin değişimin kendisi olduğu düşüncesini savunmuş ve zamanı, değişimi düzenleyen bir ruh, yani Logos olarak tanımlamıştır.(*)

Nitekim yukarıda bahsettiğimiz üzere zamana dair üzerinde durulan pek çok düşünce arasında Herakleitos’un adeta taban tabana zıttı olan bir filozof da mevcudiyet göstermiştir. Parmenides, zamanı bir değişim olayı olarak yorumlamanın aksine onu mutlak bir varlık olarak ele almış ve değişimden arı olduğunu savunmuştur. Ona göre değişim yalnızca bir yanılsamadan ibaretti. Varlık tek ve sonsuzdu. Öyle ki geçmiş de gelecek de şu an olmayandı bu sebeple zaman aslında olmayanı tanımlıyordu. Zamana dair çatışan savlar böylelikle Platon ve Aristotales’ten tutun da Newton ve Einstein’a kadar uzanan dönemler boyunca filozofların hayatlarının bir parçası olmuş ve en önemli sorgulamaların başında kendine yer bulmuştur.

“Bir adam güzel bir kızla oturup bir saat geçirdiğinde, bu süre kendisine bir dakika gibi gelir. Bir de onu, bir dakika için sıcak bir fırının üzerine oturtun; bu süre ona bir saatten daha uzun gelecektir. İşte görelilik budur!”

(Einstein’ın zamana dair görelilik kuramını açıklarken verdiği bir hayli güzel örnek. )

O halde buraya kadar gelen sevgili okuyucuyu, şimdi küçük bir yolculuğa çıkma zamanı. Zaman sence neyi ifade ediyor? Saatlerin icadıyla kontrol edebildiğimizi sandığımız bu bağımsız ilerleme sence de her şey, değil mi? Aynı zamanda bütün hayatımız boyunca önem verdiğimiz onca şey arasında en önemsiz detay. Zamanı belki Tanrı yarattı ve belki de insanlar ona ihtiyaç duyduğu için zaman hiç farkında olmadan varlığımızın bir parçası haline geldi. İnsan ona ihtiyaç duydukça zaman büyüdü büyüdü ve her yere yayıldı, evrenin efendisi haline geldi. Daha sonra büyüyen her tehlike  gibi herkes ona karşı yarışmaya başladı. Tek amaç zamana karşı verilen bu yarışta rakibi alt etmekti. Fakat zamandan daha hızlı olmak mümkün müydü?

“Saatin kendisi mekan, yürüyüşü zaman, ayarı insandır. Bu da gösterir ki zaman ve mekan insanla mevcuttur.”(2)

Fakat yalnızca insanla var olabilen bu olgu, ‘zaman’, az sonra bahsedeceğimiz üzere bizimle olduğu kadar bizden bağımsız ve kontrolsüzdür de diyebilir miyiz?

İşte tam da bu sebeple size beni çok etkileyen bir eserden bahsetmek istiyorum. Jules Verne’in hayat verdiği Zacharius Usta adlı eser zamana dair hepimize adeta öğretici bir ders niteliği taşıyor. Bir saat ustası olan Zacharius Usta yaptığı mükemmel saatlerle Cenevre şehrinin hayranlık duyduğu bir dahidir.

Ünü sınırların dışına taşmıştır ve farklı ülkelerden müşterileri saatlerine sahip olmak için uzun yolları katedip dükkanına gelmektedir. Saatçiliğin de ilerleyen gelişmelere ayak uydurmasıyla ‘saat maşası’ icat eden saat ustası bu icatla gelen kibrin onu nasıl bir boyuta ulaştırdığının farkına varmaz ve sonrasında biz okuyucu için asıl can alıcı olaylar patlak vermeye başlar. Yaptığı mükemmel saatlerin esrarengiz bir biçimde tek tek bozulmasıyla adeta bir yıkım yaşayan Zacharius Usta, saatlerinin bozulmasına paralel olarak hastalanmaya başlar. Çünkü Usta hayatını saatlere bağlamıştır.

“Hayat nedir biliyor musun evladım? Varoluşu meydana getiren şu zembereklerin hareketini kavradın mı? Kendi içine baktın mı? Hayır; halbuki bilimin gözünden baksaydın, Tanrı’nın eseriyle benim eserim arasında var olan sıkı ilişkiyi görürdün, çünkü saatlerimin mekanizmasını, onun yarattığı canlıdan kopyaladım.”

Usta zamanla kendini Tanrıyla yarışırken bulur.

“Ölmek mi! Demin kendi ağzınızla söylemediniz mi! Ben, dünyanın önde gelen saatçisi, ölemem; bu çeşit çeşit çarklar ve parçalar aracılığıyla hareketi tam bir doğrulukla ayarlamayı beceren benim! Zamanı kesin kurallara bağlamadım mı, onu istediğim gibi kullanmıyor muyum? Yüce bir deha gelip de şu yolunu şaşırmış saatlere çeki- düzen vermeden önce, insanoğlunun kaderi nasıl da muazzam bir belirsizliğe gömülmüştü! Hayatta olup bitenler için belli bir zaman saptanabiliyor muydu? Ama siz, insan şeytan, kim olursanız olun, bütün bilimleri yardımına çağıran sanatımın ihtişamı üzerine hiç düşünmediniz demek ha? Hayır, hayır! Ben, Zacharius Usta, ölemem; çünkü zamanı ben düzenlediğime göre, zaman da benimle birlikte son bulur! Dehamın onu çekip çıkardığı o sonsuzluğa geri döner ve hiçliğin dipsiz kuyusunda ilelebet kaybolur! Bu kâinatın, onu kanunlarına tabi kılan Yaradan’ı nasıl ölemezse, ben de ölemem! Onun eşiti haline geldim, gücünü paylaştım!”

Ayrıca Bakınız

Tanrı sonsuzluğu yarattıysa, Zacharius Usta da zamanı yarattı. Yaşlı saatçi, Yaradan’a kafa tutup cennetten kovulan meleğe benziyordu….

Bugün bizler de zamanı yönetmeye çalışırken kibirli ve cennetten kovulan bir melek gibiyiz. Sonsuzluğu yaratan Tanrı’nın yanında biz insanlar zamanı yarattık ve onu daima kovalıyoruz. Zamanı kum taneleriyle ölçüyoruz. Zamanı bize ait kılmak istiyoruz. Fakat bu gerçekten mümkün mü? Zamanı alt edebilir miyiz ya da onu yakalayabilir miyiz? Günün birinde bilim kurgu romanlarına ve filmlerine konu olmuş zaman makinesiyle birer zaman yolcusuna dönüşebilir miyiz?

Bu şimdilik tam bir muamma. Bu yüzden bizler en iyisi zamanı kendimize ait kılmadan önce anların önemini anlayalım. Çünkü St.Augustinus’un da dediği gibi geçmiş ve gelecek sadece birer andır. Asıl mesele “şimdi”yi yakalamak. Çünkü geçmiş de gelecek de oldukları yerde şimdiki zaman olarak varlar.(*)Ve şimdi bir şeyler yapmanın tam zamanı. Tanrıyı oynamadan salt insan kimliğimizle zamanla yaşamayı öğrenmenin zamanı. Zamanla barışma ve zamanı onarma zamanı. Çünkü bu yüzyılda zaman ancak içinde yaşayanların onu onarmasıyla akabilir. Karanlıklar, zaman dışındaki sorunlarla mücadele edilerek ortadan kaldırılabilir. Sevgili okuyucu geçmiş, şimdi ve gelecek zamanın birer parçasıdır, lütfen tüm bu anların yaşamın için ne kadar önemli olduğunu ve bizim zamanı değil, zamanın bizi biz olarak yarattığını unutma.

 

Kaynak: 1  , 2:Saatleri Ayarlama Enstitüsü/ Ahmet Hamdi Tanpınar

 

 

 

Bu yazı sana nasıl hissettirdi?
Emin Değilim
0
Heyecanlı
0
Hüzünlü
0
Mutlu
0
Şaşırtıcı
0
Yorumları Gör (0)

Leave a Reply

Your email address will not be published.

© 2011 Sanat Karavanı, Tüm Hakları Saklıdır.

Yukarı Kaydır